Yeni Deneyimlere Yelken Açma Vakti

(Yazarı sesli dinlemek için tıklayın)

Geçtiğimiz iki ay içinde, iki yılda deneyimleyebileceğimiz değişim ve dönüşümü (transformasyon) yaşadık; ve belki de hayat boyu alamayacağımız dersler aldık. Yaşantımız, alışkanlıklarımız, ve hayata bakış açımız tepeden tırnağa değişti. 2020’nin ilk haftalarına kadar, mutlak kesinlik içinde yaşıyormuşçasına, her adımımız planlanmış, ajandamız programlanmış, seyahatlerimiz gün-saatiyle belirlenmiş, gerekli tüm biletleme, rezervasyon gibi düzenlemeler tamamlanmış vaziyette, uzun vadeli yaşıyorduk. Birden bire, görünmeyen mikroskobik bir organizma düzenimizi yerinden etti; doğru bildiğimiz her şey değişti; yeni kazanımlarla, yeni düzene doğru yol alıyoruz…

Geçtiğimiz bu süreçte neler öğrendik; neleri farklı görmeye başladık; neleri var olduğu halde göremezken görür olduk; ve neleri görmezden gelmeye başladık? Algıda seçicilik gibi; olgular, burnumuzun dibinde olduğu halde, ilgi alanımızın dışında olunca dikkat alanımızın da dışında kalıyor, ve görmüyoruz. Halbuki, “neye bakarsan onu görürsün.”

Bu süreçte nelerin farkına vardım?
(1) Meğer, kişisel bakım alışkanlıkları temel ihtiyaçlar kadar önemli, bakım hizmetleri gıda tedarikçileri kadar hayati konumdaymış. Normalleşme sürecine giren tüm ülkelerde ilk etapta faaliyete geçen kuaförler ve berberler oldu; ardından diğer küçük işletmeler, dükkanlar, kafeler hizmete başladı.
(2) Etkili ve empatik iletişim ile, karşılıklı saygı ve sevgi becerilerimizi geliştirdik. Geçtiğimiz iki ayda sosyal mesafeye rağmen, sosyal bağlar daha da güçlendi. Aile fertleri daha fazla birlikte vakit geçirdikleri gibi, paylaşımın derinliği ve kalitesi arttı. Bir arada oyunlar oynama, film izleme, sohbet etme gibi yeni alışkanlıklar edindik. Kendine vakit ve alan ayırma kavramı şekil değişti, ve aynı alan içinde alan açabilmeyi öğrendik.
(3) Hayatımızda nelerin gerçekten önemli olduğunu yeniden hatırladık. Hayat sokakta değil de evde cereyan ettiği için, huzuru, mutluluğu, başarıyı, gücü dışarıda değil, içimizde aradık; ve bulduk! Anne-babamızı haftada bir ararken, her gün arar olduk; uzun sohbetler edip günün akışında onları hayatımızın içine aldık.
(4) Neredeyse tüm hanelerden (en az) bir aşçı doğuverdi… Ekmekler, lahmacunlar, mantılar, karnıyarıklar, sarmalar, Adana/Urfa kebaplar, karides tempuralar, ramazan pideleri, simitler denendi, yapıldı, yendi; sosyal medyalarda fotolar gezdi; biri yer, (biri bakar :)), diğeri de yapar oldu!
(5) Spritüel varlığımız ve farkındalığımız arttı. Kolektif bir bilinç, birlik, beraberlik kavramları önem kazandı. Evrende var olan en büyük gücün sevgi olduğunu, ve nihayet hak ettiği değeri görmeye başladık. Birimiz hepimiz, hepimiz birimiz için “varım” tutum ve davranışı yaygınlaştı.
(6) Hayatın kendine has kuralları olduğunu, her ne kadar ona hakim olduğumuzu zannetsek de, kontrolümüzün o kadar da olmadığını anladık. Bir mikroskobik tanecik, insanın o kadar da “büyük” olmadığını, bizden daha büyük bir gücün varlığını, ve karşı gelmek yerine uyumlanmamız gerektiğini yüzümüze vurdu.

Geriye bakıyorum da, alışkanlıklarımızın esiri olmuşuz… Yeni denizlere yelken açmak yerine, bildiğimiz güvenli koyumuzda kalmayı tercih etmişiz; aynı şeyleri yapmaya, yemeye, ve konuşmaya devam etmişiz. Aynı düşünceler, aynı hisler, ve aynı deneyimlerin etrafında, kısır döngü halinde yaşamışız. Korktuklarımızın başımıza geldiği gibi, “asla…”ların da geleceği kaygısıyla kontrolü elden bırakma cesareti gösterememişiz. Amaaa…. “eski normal” dedikleri tanıdık hayat geride kaldı… Hayat bizi korkulara, asla’lara, ama’lara rağmen, koydan dışarı itiyor… Artık halatları çözme ve yelkenlinin rüzgarı alarak yola çıkma vakti geldi.

Bu karantina dönemi, bir tırtılın kelebek olarak doğana kadar kendini yenilemek için kozasında geçirdiği vakit gibi, hepimize bir geçiş dönemi oldu… Şimdi kozamızdan çıkma vakti; kanatlanma, “yeni normal”in getireceklerine, ve yeni deneyimlere yelken açma zamanı… bizi neyin beklediğini bilmeden… Uuuuhhhhh…. bir korku sardı, değil mi? Bilinmezliğin korkusu! Ama merak etmeyin… bununla da baş edecek becerilerimiz ve bilgeliğimiz içimizde, bizimle. Paulo Coelho, Zahir kitabında bunu şu sözlerle harika ifade ediyor: “Yapman gereken tek şey, dikkatini vermek; öğretiler daima hazır olduğunda gelir; ve işaretleri okuyabilirsen eğer, bir sonraki adımı atman için ihtiyaç duyduğun tüm bilgiyi edinirsin.”

Doğanın yeniden uyandığı bahar ve yaz mevsimiyle beraber, bizler de yeni deneyimlere yelken açıyoruz bu günlerde… yeni sularda, yeni dalgalarla… yaşam sürmeyi öğreniyoruz! Peki ya “yeni normal” nasıl olacak? Nasıl olmasını istiyorsak, yeni alışkanlıklarımız da öyle olacak. Gelen şartlara uyumlanarak olacak. Katı, “asla” tarzı tepkilerden uzak, esnek, “neden olmasın” tarzında düşüncelere kayarak olacak. Korku, endişe, kaygı duygularını hiçe saymadan –aksine onları kucaklayarak, ve merak, özgüven, öz-şefkat, ve öz-sevgiyi yanına arkadaş alarak olacak. Her koşulda, yeni suların eski durağan olanlara kıyasla daha canlı, daha verimli, ve daha hayat dolu olduğunu hatırlayarak olacak… Ve, “her ne gelecekse, hoş gelsin, buradayım, hazırım, varım!” ile hayatı kucaklayarak, yeni normali özgürce kucaklayacağız. Mindfulness’ın babası John Kabat-Zinn’in dediği gibi, “Dalgaları durduramazsın, ama dalga sörfü yapmayı öğrenebilirsin.”

Dr. Shirli Ender Büyükbay
20 Mayıs 2020

0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir