Mutluluğa Giden Yol Yoktur. Mutluluk O Yolun Kendisidir!

Bugün 20 Mart, Uluslararası Dünya Mutluluk Günü. Birleşmiş Milletler’in hepimizin mutluluğu için çaba ve kutlamayı atfettiği gün. İnsanlık tarihi boyunca, büyük kayıplar, trajediler ve ızdıraplara rağmen mutluluk arayışı daima aynı kalmıştır. O hepimizin elde etmek ya da içinde olmak için aradığı bir durumdur. Bizler onu, ulaşmayı dilediğimiz bir durak olarak algılarız. Bu yolda çabalarken ve mücadele ederken kendimizi yıpratırız, dilediğimiz varış noktasına ulaşamadığımızda hayal kırıklığı ile acı çekeriz. Küçük bir çocuğun bir elma şekeri isteyişini ve elde edemeyince yaşadığı hissi hayal edin; elma şekerinin çubuğuyla kalmış gibi! Bazen, arzu ettiğimiz beklentinin karşılanmaması daha yüksek seviyede hayal kırıklığı ve mutsuzluğa sebep olur. Ne büyük bir iç çatışma ve ikilem! Buna ragmen, biz beklentilerimizden ya da onları elde etmeye çalışmaktan vazgeçmeyiz.

 

 

Bu makalede, “mutluluk” meselesine dair çeşitli perspektifler sunmayı hedefliyorum. “Ne olursa olsun mutlu olmalıyız” mesajı taşıyan bir “Pollyanna” stili optimizmi savunmaya hiç niyetim yok. Sonuçta, kendimiz için, ailemiz için ve çevremizdekiler için mutlu olmayı isteriz. Birleşmiş Milletler gibi! İşte bu yüzden BM, 2013’ten itibaren, başka özel günleri gibi kutlamak veya şereflendirdiği gibi –meslekler (öğretmenler, dişçiler, doktorlar), sosyal roller (anneler, babalar, kadınlar), ya da tutumlar (sıfır ayrımcılık – 1 Mart, şefkat günü – 28 Kasım, şükran günü – 21 Eylül), 20 Mart gününü mutluluğa atfetmiştir.

 

 

Çok açık ki, bu günler, farkındalığı desteklemek için farklı bir niteliğe sahiptir. İyimser açıdan özel bir güne sahip olmak değerlidir, ancak kötümser açıdan, bu durum, ciddi bir boşluğun var olduğunu belirtir! Yine de, dünya çapında, insanların hayatlarındaki mutluluğun önemine dair farkındalığın artması için yılda tek bir gün epeyce az. “Yoksulluğa son vermek, eşitsizlikleri azaltmak, gezegenimizi korumak için iyi oluşu ve mutluluğu sağlayan üç ana görüşü hatırlamaya, aramaya ve onlar için hergün çabalamaya ihtiyaç duyarız” (Birleşmiş Milletler’in Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri – 2015). Ne olursa olsun, herşey öncelikle kendimizle başlar.

 

 

Tanımlaması ve uygulaması karışık bir olgu: Mutluluk.

 

 

Peki, sahi, mutluluk nedir? O tanımlayabildiğimiz, tarif edebildiğimiz, betimleyebildiğimiz bir “şey” midir? Gerçek şu ki mutluluk, açıklaması zor, karışık bir kavramdır. BM mutluluğu üç ana görüş üzerinden tanımakta. Bilim ve felsefe ise onu iki ayrı yönden açıklamakta: Hedonik (Hazsal) ve Ödomanik (İnsanın serpilişine bağlı). Örneğin; Epikür, mutluluğu iyi bir hayata sahip olma, iyi olayları ve memnuniyeti deneyimleme olarak tanımlar. Mutluluk, haz aramak, acıdan kaçınmak, ve hayat amacının en yüksek seviyede haz elde etmek, ve arzu ve çıkarların tatmin edilmesini içeririr. İşte, bu hedonik anlayışa göre, mutluluk, kişinin hayatı içindeki iyi ve kötü unsurlara dayalı deneyimlerini sübjektif olarak değerlendirmesidir.

 

Bunun yanı sıra, Ödomanik anlayış, mutluluğu, kişinin kendi potansiyeline ulaşması, kendisi ile uyum içinde yaşamasıyla kendini tamamlaması; ya da kendini gerçekleştirmesi –Maslow’un ünlü ihtiyaçlar hiyerarşisindeki temel ihtiyaçlardan 5. seviyesi– olarak açıklar. Ünlü filozoflar arasından Platon, mutluluğu, ahlâklı ve adil olma olarak tanımlar, kişinin diğerlerinin mutluluğunu dikkate alarak mutluluğu bulacağını belirtir. Aristoteles ise hayatın anlam ve amacını bulma olarak tarif eder. Sokrates kendini bilme bilgeliği (öz-farkındalık) ile mutluluğu açıklar; ki, kişi ne kadar çok kendini bilirse, o kadar fazla muhakeme ve mutluluğu getirecek olan seçimi yapabilme yetisine sahip olur der.

 

 

Tüm bu bilim ve felsefeyi bir kenara bırakalım, ve bizim doğruluk ve gerçeklik algımızın sübjektif (öznel) olduğunu varsayalım. Bu durumda, geçerli olan mutluluk tanımı kendi mutluluk tanımımızdır; deneyimlerimize, yaşam koşullarımıza ve isteklerimize dayalı bir mutluluk tanımı! Düşüncelerinizi şu sorulara açmaya davet ediyorum… Sizin mutluluk görüşünüz nedir? Eğer mutluluğu düşünmenizi istesem, hangi kavram ya da kelimeler zihninizden geçer? Belki bazı şekiller, figürler ya da görüntüler… Belki renkler ve tonlar… Bir yer olabilir, bir an ya da bir olay… Bunlar herhangi bir zaman diliminde mi? Belki geçmişte, içinde bulunduğunuz anda, ya da belki gelecekte…

 

Mutluluğa giden bir yol yoktur – mutluluk o yolun kendisidir.”  – Thich Nhat Hanh

 

Emin olduğum tek bir şey var, bizler mutluluğumuzu, daha çok, geçmiş deneyimlerimize veya şartlı gelecek beklentilerimize dayanan nesneler, olaylar veya yerlerle anlamlandırıyoruz. Hepimiz, hayatımızın belirli aşamalarında şu gibi lafları dillendirmişizdir: “Daha iyi bir işe sahip olduğumda; hayat eşimi bulduğumda; sağlığımı geri kazandığımda, mutlu olacağım.” Gerçek şu ki mutluluğa giden bir yol yok; hepimiz biliyoruz ki o yolu yürürken mutluluğu deneyimleyebiliriz. Mutluluğu gelecek deneyimlere bağlamak tamamen bir belirsizlik. İşin, eşin ya da yeni sağlık durumunun bizi daha mutlu edip etmeyeceğini bilmiyoruz bile! Bu gibi durumlar umut içerir (ki umuda sahip olmak şahane!), ancak, bu bana elma şekeri beklentisi ve elma şekeri çubuğuyla son bulmayı anımsatıyor! Bu gibi durumlarda kendime sorduğum asıl soru şudur: “Bugünkü iş durumum veya sağlık koşuluma rağmen, şu anda, beni mutlu kılan nedir?” Bu, bir ölçüde, gelecek beklentilerimi umuda dönüştürmeme ve bugünün sunduğu olanaklara odaklanmamı sağlıyor.

 

Genellikle deneyimlediğimiz bir diğer mutluluk yolu da, geçmiş deneyimlerimizi düşünmek ve onlar hakkında nostaljik şekilde konuşmak. Bu, biraz da, geriye bakarak geçmiş anı hatırlamak; bir partide, arkadaşlarla yapılan eğlenceli bir konuşmayı, güzel ve nefes kesici bir filmi, büyüleyici bir şehir turunu, veya işteki kaptırarak çalışma halini anımsamak; ve yumuşak bir gülümsemeyle “ne kadar da iyi vakit geçirmiştik!” diyebilmek. Tanıdık geldi mi? Ne harika değil mi?! Mutlu olduğumuz zamanı hatırlarken, mutluluk hissini daha fazla deneyimleme eğilimindeyiz. Bu olguda beni rahatsız eden şey ise, mutluluk arayışı ile şimdiki anda yaşarken, anlık deneyimlerin keyfini nasıl kaçırdığımızı daha az fark ediyoruz; ve ancak bir zaman sonra, keyifli, tatmin edici ve neşeli deneyimlerimizi hatırlayıp onlara değer veriyoruz.

 

Bunu belirli bir nedenle yapıyoruz: şimdiki zamanda fiziksel olarak var olsak da zihnimiz ve öznel değerlendirmemiz geçmişten geleceğe seyahat eder. Gerçekte, zamanda seyahat ederiz, ve gerçek anlamda dertleri ve pişmanlıkları yeniden yaşarız; hatta kaygı ve umutları önceden yaşarız. Doğrusunu söylemek gerekirse, ihtiyacımız olan şey, şimdiki an ve gerçekte olduğumuz an olan şuanda varolana tutunmak; onlara değer vermek ve şuanın sunduklarının tamamen tadını çıkarmak (şuanın tadını nasıl çıkaracağınızı hatırlamak için, önceki makalelerime bakabilirsiniz “Mindfulness’ı Anlamak”; “Dikkate Dikkat”; ve “Önce Farkındalık”). Şunu aklınızda tutun; sonuçta, bizler kendi hayatlarımızın yaratıcılarıyız; kendimizi perişan ya da mutlu kılabildiğimiz kusursuz becerilerimiz var! Dolayısıyla, zamanda seyahat etmenin yanı sıra, bilerek veya bilmeyerek yaptığımız şeyler var. Bunlar bizi tatmin edici, mutlu bir hayata sahip olmaktan alıkoyar. Aşağıda, genellikle yaptığımız, bu şeylerin pek çoğundan birkaçı bulunuyor. Şimdi, sizi bunlarda kendinizi değerlendirmeye davet ediyorum… Bunların ne kadarını yapıyorsunuz? Her maddeyi “Yapıyor musunuz?” şeklinde okuyarak değerlendirin.

 

  1. Belirli beklentilere sahip olmak; ve onlara ulaştıktan sonra, başarınızın değerini bilmeden derhal yenilerini oluşturmak.
  2. Kendinize ölçülemeyecek kadar yüksek hedefler koymak; başarmayı beceremediğinizde kendinizi “zavallı” olarak yargılamak.
  3. Oluşturduğunuz hedeflere ulaşmada memnuniyet seviyenizi genişletmek ve koşullandırmak.
  4. Kendinizi diğerlerinin başarı, hedefleri, amaç gerçekleştirmeleri, becerileri vb. ile kıyaslamak ve kendi özünüz ile birlikte olmamak.
  5. Hayatı, ulaşılması gereken bir takım duraklar, noktalar olarak algılamak, ne kadar erken oraya ulaşırsanız o kadar iyi!
  6. Hayatın neşesinin dış ortamdaki şeylerde gizli olduğuna inanmak.
  7. Daha fazlası için sormak, daha yükseğini hedeflemek, başkalarının çabaladıklarını aramak.
  8. Aynaya bakmak ve kendinize sormak: Siz kimsiniz?, Neler yapabilirsiniz?, Gerçekten ne yapmayı istiyorsunuz?
  9. Sahip olduklarınız, zamanla biriktirdikleriniz ve deneyimleriniz için minnettar hissetmek.
  10. Büyük zorluklar ve başarısızlıklara rağmen, başardıklarınız için kendinizden övgüyle söz etmek ve kendinizi ödüllendirmek; hafifçe omzunuza vurarak “İyi iş! Harikayım!” demek.
  11. Değer verdiğiniz insanlara hediyeler vermek, kibar hareketlerde bulunmak ve sürprizler ile onları neşelendirmek.
  12. Şefkat ve kibarlık hareketi olarak, tanımadığınız insanlara yardım etmek.
  13. Sevdiğiniz ve değer verdiğiniz insanlara “Seni seviyorum”, “Sana değer veriyorum” demek.
  14. Geri bildirim olarak, pozitif düşüncelerinizi ve sözlerinizi etrafınızdaki kişilerle paylaşmak.
  15. Hergün, gerçekleşen üç iyi şeyi gözlemlemek ve hatırlamak.
  16. Düzenli fiziksel aktivite yapmak.
  17. Hobi sahibi olmak.
  18. Gönüllü çalışmak, sosyal sorumluluk ya da herhangi bir alanda, insanların sizin uzmanlığınızdan faydalanabileceği sosyal katkı sağlamak.
  19. Güne pozitif tutumla başlamak; GÜLÜMSE J
  20. Güçlü yanlarınızı ortaya çıkaran ve hergün yapacağınız şeyleri yapmanızı sağlayan tutkunuzu bulmak (anlam ve amaç).
  21. Zihninizi, dikkatinizi ve farkındalığınızı şuanda olmak için eğitmek.
  22. Hayatınızı asla ölmeyecekmiş gibi planlamak; ancak yarın ölecekmiş gibi hayal kurmak ve yaşamak.
  23. İnsanların hikâyelerine, duygularına, deneyimlerine kulak vermek.
  24. Ölmeden önce yapılacaklar listesine sahip olmak! Hayatınızın her aşamasında listenizdeki maddelerden birini fark etmek.
  25. Tüm güç ve zayıflıklar, başarılar ve kusurlar, doğrular ve yanlışlar ile kendinizi olduğunuz gibi kabul etmek.
  26. Yeni şeyler, beceriler, diller, ifadeler ve yollar öğrenmek.
  27. Daima elinizden geleni yapmak; elinizden gelen mükemmel olmasa bile, varolan şartlarda elinizden geleni yapmış olduğunuz için kendinizi takdir etmek.
  28. Kendiniz ve diğerleri için kullandığınız sözcüklerle hatasız olarak, kendinize samimi davranmak.
  29. Her anı, olayı, durumu ve diğerlerinin davranışlarını, bir öz-gelişme fırsatı olarak, bağımsızca ve en önemlisi kişisel olmayan bir şekilde yorumlamak.
  30. Varsayım yapmaktan kaçınarak; duygularınız, düşünceleriniz ve davranışlarınız hakkında açık ve olabildiğince objektif olmak.

Eğer biz değilsek, kim? Eğer şimdi değilse, ne zaman?” -John E. Lewis

 

Şimdi, lütfen geri giderek bu maddeleri yeniden okuyun ve kendinize bunlardan hangilerinin kendi iyi oluşunuzu geliştirdiğini, mutluluğunuza katkı sağladığını, daha amaçlı, anlamlı ve serpilmiş bir hayat olanağı sağladığını sorgulayın… Bunun reçetesi yok! Mutluluğumuza ve iyi oluşumuza ulaşabilmek ve onları devam ettirebilmek için, her birimizin kendine has stili, tercihleri ve stratejileri var. Sizin için en uygun “yap” ve “yapma” dediğiniz şeyleri bulun; onlar size ait; uygulayın! Onlara değer verin! Harekete geçin! Çünkü bunlar sizi mutluluk için harekete geçiren ve mutluluğa ulaştıran adımlardır… John E. Lewis’in de dediği gibi “Eğer biz değilsek, kim? Eğer şimdi değilse, ne zaman?”

 

 

 

0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir